AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İhanet...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lori Hilary Discordia
4. Sınıf Kırmızı Çaylak
avatar

Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 09/07/10

MesajKonu: İhanet...   Cuma Tem. 09, 2010 6:58 pm

======Tartışma Sonrası Ayrılık Mektubu ========
Güneş yüzünü gösterirken Fransa’ya, neden bana göstermiyordu o güzel yüzünü! Ağlıyordum, pınarlarımda tek bir damla bile bulunmadan; Neden beni anlamıyorlar?
Bu gece gözümü bile kırpmamıştım. Düşünmüştüm yarını, geleceği…
Benim adım Alice ise bu yaşantı benim ise. Neden beni hayatıma müdahale ediyorlar? Ben oyuncu olmak istiyorum, avukat olup aileleri ayırmak istemiyorum. Diziden diziye girmek her gün maske takmak insandan insana girmek istiyorum. Ama gene de onun altında Hillary olacaktı. Ben hiçbir zaman değişmeyecektim. Onların gene küçük kızı olacaktım ama onlar niye beni anlamak istemiyorlar?
Annemin sesi düşüncelerimden çıkmama neden oldu.
-All, kahvaltı hazır. Seni bekliyoruz!’’ dedi. Küs olsak bile annem yemekleri ailece yememize önem verirdi. -‘’ Çokta umurumda sizin yemekleriniz!’’ diyerek söyleniyordum. Ama annem ile aramız iyi olup konularak anlaşmamız gerekiyordu. O yüzden mor terliklerimi giyerek merdivenleri ikişer ikişer indim. Büyük dikdörtgen masada göz bebekleri Helena, annem ve babam oturuyordu. Her zaman ki yerime Helena’nın yanına oturdum. Aileden birisiyle küstüğüm zaman hiç konulmazdım. Bu yüzden ‘’Günaydın’’ bile dememiştim. Babam;
-Günaydın, All!’’ dedi. Ben konuşmak yerine babama dönerek gülümsedim. Bir ara ‘’her ne olursa olsun onlar benim ailem’’ diye geçirdim. Ama bu histen vazgeçmem uzun sürmedi. Çünkü fikirlerime olan saygısızlıkları geldi aklıma. Direk yüzümü astım.
Babam;
-Susan! Kahvaltıya ne zaman başlayacağız?’’ dedi. Annem ise bir süre sessizlikten sonra söze girdi.
-Aramızda ki gerginlik bu gün, şu saat hal olacak. Bu iş bitmeden kahvaltı yapılmayacak’’ dedi sinirli bir şekilde. Annemin şu sözlerini duyduktan sonra apar topar konulmaya başladım.
-Bu gerginlik ancak fikirlerime saygı göstermeye başladığınız an sona erecek. Sizin isteklerinizi yapmayacağımı anlarsanız her şey eskisi gibi olabilir.’’ dedim Annem ve babam hiçbir şey söylemedi. Fakat asıl dikkatimi çeken Helena’nın hiç konuşmamasıydı. Çok sakin bir şekilde kahvesini koyarak, yudumlaması ve moda dergisini okumasıydı. Bu tavrı beni gıcık etmişti. Bende sakin olmaya çalışıyordum. Tam sakinleştim derken babam söze girdi.
-Tatlım biz senin fikirlerime saygı duyuyoruz.Ama senin için en iyi meslek avukat olmak!...’’ dedi.Bu sözüyle daha sinirlenerek ;
-Aileleri ayırmak benim için çok iyi bir meslek, onların sorunlarını kendi sorunlarım gibi kafa çalıştırmak, onların sorun çözme makinesi gibi sorunlarını çözmek çok iyi bir meslek değil mi baba?’’ diyerek duraksadım ve neler söyleyeceğimi kafamda toparlayıp bir daha söze giriştim;
-Benim için en iyi meslek kendi seçtiğim meslek olacaktır. Bu hayat benin hayatım siz karışamazsınız’’ dedim ve soluk almaya başladım. Bu sözleri bir çırpıda söylemiştim galiba. Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. Kalbimin daha yavaşladığı an odama gitmek için kalktığım an konuşma boyunca tek bir kelime etmeyen Helena söze girdi.
-Paris, dün bir kızla öpüşürken gördüm.’’dediği an sanki bacaklarımın bağı çözülmüştü. Bayılacak gibi olmuştum. Demek ki uzun bir süredir bunu söylemek için bekliyordu. Ne kadar da rahattı. Hala kahvesini yudumluyor ve moda dergisini okuyordu. Ağzından sadece birkaç kelime çıkmıştı. Ama o birkaç kelime bile beni kahretmeye yetmişti. Başım dönüyordu. Düşmemek için merdivenin koruluklarına tutundum ve gözümden yaş gelmeye başlamıştı. Beni nasıl aldatabilirdi? Hiçbir şey söyleyemedim. Merdivenleri koşarak çıktım ve odama girdim ve Kapıyı kilitledim. Her zaman ki hüzün odasında ağlıyordum. 1 saat dilimi kadar ağladıktan sonra küçük, en sevdiğim çantamı aldım ve içine giysilerimi koydum ve kaç zamandır bilgisayar camımın kırıldığı için alacağım yeni bilgisayar ekranı için biriktirdiğim parayı aldım ve pencereyi açtım. Odam bahçeye açılıyordu ve bahçe ile de fazla bir aralık yoktu. Bu yüzden rahatlıkla atlıya bilirdim. Fakat atlamadan önce ailesine mektup yazmam gerekiyordu. Masasının yanında ki kutunun içinden bir beyaz kâğıt aldım ve karşısında duran siyah pilot kalemle yazmaya başladım.
‘’’’Daha sadece biraz önceye kadar tek sorunun aramızdaki tartışmanın olduğunu düşünüyorduk değil mi? Ablam… Benden bu kadar nefret etmiş olamaz ki yalan söylemez… Hem de böyle bir yalan. Gidiyorum… Beni bulamayacağınız yerlere gidiyorum. Bir gün yeniden döner miyim? Bilmiyorum. Sizi özler miyim? Bilmiyorum. Tek bildiğim gitmem gerektiği. Şunu unutmayın ki her ne olursa olsun siz hala benim annem ve babamsınız…
Kızınız;
Mary Alice Cullen’’’’



======Hesaplaşmaya Giden Yoldaki Gerçekler======
Mektubu kıvırarak masanın üzerine bıraktı. Artık gidebilirdi. Çantasını çiçeklerin yanına attı ve kendisi de atladı. Pencere çokta yüksekte değildi. Fakat bacaklarını çizmişti. Sanırım demirlere takılmıştı. Ama aklı; bunu hissedemeyecek kadar yorgun ve meşguldü.
Yürüyordu… Gidecekti. Yolda öylece yürüyordu. Ne yaptığını bilmeyerek… Bir an aklına Paris geldi. Onu görmeden ve hesap sormadan nereye gidebilirdi ki? Direk olarak yönünü değiştirdi. Paris’in evine gidiyordu. Zaten uzakta da değildi. Yaklaşık beş dakika içinde onun evinde olabilirdi. Yürürken ayağı bir taşa takıldı. Tökezlemekten son anda kurtuldu. Kendini toplayarak yola devam etti.
Sonunda Paris’in evine gelmişti. Yemyeşil ve güzel kokulu bahçeye girdi. Buraya her geldiğinde güzel duygular içerisinde olurdu. Ama şu an o kadar nefret verici duygular duyuyordu ki, her zaman hissettiği güzel duygulardan eser yoktu…
Pencereye doğru yaklaşıyordu. Perdeler açıktı. Yine içerisi apaydınlık. Paris’i fark etti. Kumaş koltuklarda viskisini yudumluyordu. Ve yine beysbol izliyordu. Sonra önemli anlarda kendini kaybedip çığlık atıyordu. Alice, biraz daha yaklaştığında Paris’in yanında bir kızın olduğunu gördü. İşte şimdi yıkılmıştı. Ama biraz daha dikkatli baktığında yanındakinin ablası Helena olduğunu anladı. Paris’ten onun yerine intikam sormaya geldiğini sandı. Bir süre onları izledi. Paris ve Helena birbirlerine yaklaşıyorlardı. Paris, Helena’yı öptü. Helena da onu… Şimdi gerçekten yıkılmıştı. Tutunacak yer aradı. Ayakta duramıyordu. Kendini bile hissetmiyordu. Hills, gözlerinden yaşların geldiğini fark etti. Ne yaptığını bilmeyerek kapıyı yumruklamaya başladı. Çalan kapıyı Paris açtı. Alice'i görünce bembeyaz olmuştu. All, Paris’in gözüne yumruk atarak ağlamaya başladı. Paris çığlık attı ve onun sesine de Helena geldi. İkisi de Alice'i’yi görünce bembeyaz olmuşlardı. All, ikisini de kınarcasına yüzlerine bir bakış attı. Sonra da ablasına doğru konuşmaya başladı:
-Bir fahişe olduğunu hep biliyordum, ama hiçbir zaman kardeşine bunu yapabileceğini düşünmemiştim.’’ Dedi. Sonra da Paris’e dönerek:
-Sen ise daha dün gece beni her şeyden çok sevdiğini söylemiştin. İkinize de yazıklar olsun. İkinizden de nefret ediyorum.’’ Dedi. Paris, Alice'in kolundan tutarak gitmesini engelledi. Sonra da konuştu:
-All, dinle! Anlamıyorsun. Seni hala çok seviyorum.’’ Dedi. All iğrenircesine:
-Bir pislikten bile daha iğrençsin. Mide bulandırıyorsun.’’ Dedi. Ablası her zamanki gibi sessizdi. All, koşar adımlarla oradan uzaklaşmaya başladı.






======Sıra Dışı Olaylar========
Nereye gideceğimi bilmeyen bir şekilde yürüyordum. Önüme gelen her şeye vuruyordum. Gözümden süzülen yaşları elimin tersiyle sildim. Ben şimdi nereye gidecektim! Kimde kalacaktım. Tabi ya! Baylie! Kankam, sırf ucube Paris yüzünden kavga etmiştik. Kavgamız bir anda gözümün önüne geldi. Baylie demişti. Sana zarar verir, seni üzer demişti. Ama ben onun sözünü dinlemedim. Sevgilisi olmaya devam ettim. Bunları düşünürken korna sesi ve fren sesini duydum. Galiba bana çarpmış olacak ki onun etkisiyle yere düştüm. Bütün çığlıkları, başıma toplanan ayak seslerini duyuyordum. Fakat gözlerim kapalı ki etrafımdakiler ‘’Bayıldı galiba!’’ diyordu. Gözlerim gerçekten de kapalıydı. Bir daha hiç ama hiç açmak istemiyordum. Ama birisi beni kucağını aldığı an gözlerimi açtım. Bir genç kucağına almış arabasına götürüyordu. Galiba hastaneye götürüyordu. Bir anda bağırarak
-Beni bırak, burada öleyim.
Habersiz, sessiz, sedasız ayrılıyım bu Dünya’dan.
Bir daha görmesin benim yüzümü kimse.
Onun bakışları arasında kaybolmayayım.
Onun kollarında sakinleşmeyeyim.
Dudaklarım dudaklarına değmesin.
Onun tenine dokunmayayım.
Bırakın beni burada can vereyim.’’
Dedim. Gözyaşlarım benden habersiz akmıştı. Kucağından indim ve koştum. Onun evinden uzaklaşacak kadar koştum. Kankama gidecektim. Baylie’nin evinin yolunu unutmuştum. Buraya gelmeyeli ne kadar olmuştu ki burada ki bir sürü anımız olan mağaza kalkmıştı. Mlody apartmanına geldim ve durdum. Demir kapıyı ittim ve merdivenlerden çıkmaya başladım.24 numaraya geldim. Hiç beklemeden kapıyı çaldım. Yine aynı masum ve şirin bakışlarıyla açtı. Gözleri… Gözleri hiç değişmemişti. Yine hala yeşilliğini kaybetmemişti. Açar açmaz sarıldım bedenine ağladım ölesiye. Nedenini bilmese de o da bana sarıldı. Ne olduğunu bilmediği bir olay için beni yatıştırdı. ‘’Ağlama… Geçecek…’’ dedi. O an her şeye rağmen dost olduğumuzu anladım. Titrek bir sesle ‘’Haklıymışsın…’’ dedim. Ağlamaya devam ettim. Baylie konuşmaya başladı:
-Ne oldu tatlım?’’ dedi. Endişelendiği her halinden belliydi. Kendimi toplayarak ona cevap verdim:
-Haklıymışsın. Paris gerçektende pisliğin tekiymiş. Demiştin… Beni uyarmıştın. Ama söylediklerini dinlememiştim bile… Çok üzgünüm. Beni affedebilir misin?’’ dedim. Hala ağlıyordum. Konuşmamı bitirdikten sonra Baylie’nin de ağladığını görmüştüm. Baylie, evet dercesine başını salladı.

Bir süre sonra içeri girdik. Baylie’nin evine… O kadar güzel döşemiş ki evini; gerçekten göz alıyordu. Koltukları bej rengindeydi. İç açan bir tondu. Biblolar evin her yerini süslüyordu. Ailesi ile çektirdikleri fotoğraflar tablo içerisinde duvarda asılıydı. Tıpkı bizimki gibi… Bizimkinden tek farkı tablo içerisindeki mutlu anların gerçek olmasıydı… Baylie bej rengindeki koltuklara oturdu. Eliyle beni de çağırdı. Çantamı bir köşeye bırakarak onun yanına oturdum. Koyu bir sohbet bizi alıp götürmüştü.
-Ne oldu? Bu kadar üzülmenin sebebi nedir, Alice?’’ dedi.
-Haklıymışsın. Paris gerçekten de dediğin kadar berbat bir insanmış. Ona gerçekten de güvenmemem gerekiyormuş.’’
-Ne yaptı?’’
-Ablamla beni aldattı. Helena… Paris neyse ama ablamdan kesinlikle beklemezdim. O benim ablamdı. Benden bu kadar nefret etmiş olmaz ki…’’
dedim. Bunları konuşurken ağlıyordum. Tuzlu gözyaşlarımın tadını aldım. Yaşadığım olaylar gibi acıydı.
-Ablan mı? Tanrım, olmaz! Yaptığı her şeye rağmen onu Paris’ten uzak tutmalıyız.’’
-Sen ne dediğinin farkında mısın? Bu ne demek?’’
-Bak! Sana söylemeyi düşünmezdim ama artık söylemeliyim… Paris tehlikeli biri… Hem de çok. Ablan sana ne yapmış olursa olsun onu böyle bir tehlikenin içine atamayız.’’
-Paris neden tehlikeli?’’
-B…ee…n… Nasıl söylemeliyim bilmiyorum. Sen uzun bir zamandır bir vampirle beraberdin. Paris’in tek düşündüğü senin kanındı. Anlıyor musun!’’
dedi. Bunları söylerken sesi gereğinden de fazla çıkmıştı. Söyledikleri feci şekilde saçmaydı. En yakın arkadaşım vampirlere mi inanıyordu?
-Sen sanırım saçmaladığının farkında değilsin, Baylie! Vampir diye bir şeyin olduğuna mı inanıyorsun? Saçmalık! Sanırım dün gece alkol falan aldın ve hala etkisindesin.’’ Dedim.
-Hayır. Çok ciddiyim. Senin pek değer verdiğin eski sevgilin bir vampir.’’
-Nerden biliyorsun?’’
-Geçen sene ormanda yürüyüş yaparken Paris bir kızı… Off! Söyletme işte. Vampirler ne yaparsa onu yapıyordu. Kanını içiyordu. O anda kendimi nasıl kurtardığımı bile bilmiyorum. Tek istediğim senin de o kız gibi olmaman.’’
-Saçmalık… Hem böyle bir şey olsaydı bir sene de çoktan işimi bitirdi.’’
-Tek kurbanının sen olduğunu nerden biliyorsun?’’
dedi. Artık ona inanmaya başlamıştım. Söyledikleri anlamlı olabilirdi. Paris bugün yanına gittiğimde kendini savunmuştu. Beni kaybetmek istememişti. Belki de Baylie haklıydı. Bunları düşündükten sonra ablamı kurtarmam gerektiğini anladım. Oturduğum koltuktan hızlı bir hamleyle kalkarak kapıya yöneldim. Çıkmak için hazırlanırken bir yandan da Baylie ile konuşuyordum:
-Ablamı kurtarmamız gerek. Onu, böyle bir tehlikeye atamayız. Geliyor musun?’’
-Elbette!’’ dedi. Yerinden kalkarak yanıma geldi. Ama az önceyle kıyasladığımızda çok sakindi. Bu durum beni biraz şaşırtsa da pek takılmadım.

======Beklenmeyen İhanet======
Paris’in evine koşar adımlarla gidiyorduk. Ben ne kadar aceleci ve endişeli davranıyorsam; Baylie de bir o kadar sakindi. Hâlbuki az önce kalbinin sesleri duyuluyordu. Garip bir durum olduğu kesin…

Paris’in evinin önündeydik. Bir süre bekledim. Ne yapmam gerektiğini düşündüm. Kafam allak bullaktı. Ne yapacağımı bilmeden yola çıktım. Geldim… Peki ya şimdi? Şimdi ne yapacaktım? Kapıyı çalmalı mıyım? Yoksa kırarak mı girmeliyim? Ya da ablam bana bunları yaptı. O kurtarılmayı hak etmiyor^^ diyerek çekip gitmeli miydim? Yo! Hayır. O benim ablamdı… Her şeye rağmen…

Kendimi kontrol edemeyerek kapıya doğru koştum ve kapıyı tekmeledim. Ne yaptım ben? Paris’e ne diyecektim? ^Sen bir vampirsin. Ablamı elinden almalıyım.^ mı? Saçma! Daha bunun doğru olduğunu bile bilmiyordum. Kalbimin seslerini duyabiliyordum. Vee… İşte Paris… Kapıyı açtı. Şaşırmışçasına bani süzüyordu. O bana bakarken aklıma Baylie geldi. Yanımda değildi. Yalnızdım. Korkarak arkamı döndüm ve Baylie sırıtıyordu. Bunun sebebi neydi? Ne olmuştu? Az önce benim için korkan arkadaşım gitmişti. Şimdi o benim bu berbat durumuma pis pis sırıtıyordu. Beni koruması gerekirken… Derin bir tam nefes aldıktan sonra Baylie’nin yüzüne karşı bağırarak konuştum:
-Sen ne yaptığını sanıyorsun? Beni buraya alay etmek için mi getirdin? Anlattıklarının hepsi saçmaydı zaten. Hiç birine inanmamıştım. Ama seni arkadaşım sanıyordum. Bu kadar adi ve saçma bir oyun oynamış olamazsın!’’ dedim. Baylie; bir kez daha sırıtarak suskunluğunu bozdu:
-Yo! Hayır. Hepsi doğruydu. Sadece eksikti.’’ Dedi. Mimiklerimle ^Nasıl?^ işaretini verdim. Anlamış olacak ki sözlerini sürdürdü:
-O orman var ya… Hani anlattığım geçen sene ki orman… İşte o ormanda Paris’le birlikte ben de vardım. Ama onu durdurmak için değil yardım etmek için… Sonuçta herkes kendi türüne yardım eder değil mi? Ha! Bir de… O öldürdüğümüz ve kanıyla ziyafet çektiğimiz kız da senin geçen sene ölen kız kardeşin Blair.’’ Dedi. O anda yıkılmıştım. Kız kardeşimi beraber öldürdüklerini söylemişlerdi. Yapmaya çalıştıkları neydi? Ablama ne olmuştu? Bugün hiç durmayan gözyaşlarım iki kayına çıkmıştı. Bunu yapmış olmazlardı. Ama yapmışlardı. Paris’i önümden iterek evin içine girdim. Büyük ve bir zamanlar bana muhteşem gelen salona girdim. Salonun muhteşemliğini bozan kan izleriydi. Korkarak o izleri takip ettim. Ulaştığım yer ise bir başka odaydı. Yerde birisi vardı. O kanların sahibi… Ürkerek o yerde yatan kızı bana doğru çevirdim. Ve… Her şey bitmişti. Ablam… O da ölmüştü. Tıpkı kardeşim gibi… Sözde sevgilim ve en yakın arkadaşım tarafından…

Kendimi kaybediyordum. Ama bu üzüntümden dolayı değildi. Ensemde soğuk bir yumruk hissediyordum. Ayaklarımın soğuğunun farkındaydım. Anladım ki ablam gibi… Kardeşim gibi… İşte şimdi ben de en yakın dostum ve sevgilim tarafından öldürülmüş ve en büyük ihanete uğramıştım…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Wisteria Ryngéer
Yüksek Rahibe | Vampir Tarihi Profesörü
Yüksek Rahibe | Vampir Tarihi Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 140
Kayıt tarihi : 26/05/10
Yaş : 23
Nerden : Fangtasia.

MesajKonu: Geri: İhanet...   Cuma Tem. 09, 2010 7:21 pm

Betimleme - 20 / 10 ( Uzun bir rp'ye göre azdı ve ruhsal betimleme de pek yoktu.]
Kurgu - 15 / 12
Hayal Gücü - 15 / 12
Akıcılık - 15 / 10
İmla - 15 / 8
Renklendirme - 10 / 10
Uzunluk - 10 / 10

Toplam 72.


_________________


Made by Valentina.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İhanet...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night Rpg :: Başlangıç ve Yardım :: Rpg Gücünüz :: Rp Puanlatma-
Buraya geçin: